el-Antaki

3/3/2007 - Aile

AİLE VE EVLİLİK
kurumunun çerçevesini çizen ayetlere ve Efendimizin sünnetindeki uygulamaya baktığımızda babalara çok önemli ve ağır sorumluluklar yüklendiğini görürüz. Oysa günümüzde babaların bazı asli sorumluluklarını maalesef ihmal ettikleri de acı bir gerçeğimizdir. Babalar iş yoğunluğu, daha çok kazanma gibi farklı sebeplerle önemli ailevi yükümlülüklerinden bazılarını üstlenememektedir. Çoğu zaman eşler ve çocuklar babalardan mahrum bir hayatı yaşamak zorunda kalmaktadır. Özellikle çocuklar sabah erkenden işe giden, akşam geç saatlerde dönebilen, döndüğünde de artık hem zihnen hem bedenen tükenmiş babalardan gerçek bir baba olarak istifade edememektedir.

Babaların çocuklar üzerindeki “model insan” olma özelliği her geçen gün azalmaktadır. Çocukların belki de sadece babalardan görerek ve birlikte yaşayarak öğrenebilecekleri erkekliğe ve adamlığa dair özelliklerin aktarılması sağlanamamaktadır. Özellikle günümüzde babaların bizzat üstlenmesi gereken sorumluluklar başkalarına ihale edilmekte, babaların yerine ikame edilmek istenen kişi ve kurumlar ise bu görevleri yerine getirememektedir.

Nur suresindeki şu ayetler sanırım gerçek babalar için çok önemli bir özelliğe atıfta bulunmaktadır:

“Allah’ın yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin verdiği öyle evler vardır ki orada sabah akşam Allah’ı tesbih eden kimseler vardır. Bunları, ticaret de alış veriş de Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” (Nur 24/36-37).

Evet içlerinde sabah akşam Allah’ın anıldığı evler ve bu evlerde Allah’ı anan, namaz kılan, zekat veren kimselerden bahsediyor bu ayetler. Ve en önemlisi bu ayetlerde ticaretin ve alışverişin bu zikre, bu tesbihe, namaza ve zekata engel olamaması üzerinde duruluyor. Oysa günümüzde ticaret ve alışveriş maalesef farz ibadetler için bile birer engelleyici olabiliyor. İş hayatı merkeze alınıyor ve her şey ona göre şekilleniyor. Babaların eşlere ve çocuklara yönelik sorumlulukları hep iş yüzünden ya askıya alınıyor ya da sürekli erteleniyor.

Tahrim suresindeki ve Taha suresindeki şu ayetler de bu çerçevede düşünülürse meselenin önemi daha çok anlaşılır:

“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. …” (Tahrim 66/6).

“Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz. Aksine biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç takva iledir.” (Taha 20/132).

Bu ayetlerdeki uyarı ve hatırlatmaları bir de Zümer suresindeki şu ayetle birlikte düşünürsek ailevi sorumluluğun uhrevi yönünün ne denli önemli olduğunu kavrarız:

“...Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini ziyana sokanlardır. Bilesiniz ki bu apaçık hüsrandır.” (Zümer 39/15).

Babaların ailevi sorumluluğu yanında her türlü sorumluluğu en güzel bir şekilde ifade eden şu meşhur hadis de bu konuda bizlere ışık tutmalı, vazife ve sorumluluklarımızı yeniden düşünmemize ve önemini fark etmemize vesile olmalıdır:

“Her biriniz bir yöneticisiniz ve her biriniz yönetiminizdekilerden sorumlusunuz: Devlet adamı bir yöneticidir ve halkından sorumludur; erkek, ailesinin yöneticisidir ve onları gözetmekten sorumludur; kadın, kocasının evinin muhafızıdır ve bundan sorumludur; hizmetçi efendisinin malının bekçisidir ve bundan sorumludur. Her biriniz bir yöneticisiniz ve yönetiminizdekilerden sorumlusunuz.” (Buhari ve Müslim)

Birkaç ayet ve bir hadis etrafında işaret etmeye çalıştığımız “babaların sorumluluk bilinci” belki de bir kitap hacminde ele alınması gereken önemli bir meselemiz. Özellikle günümüzde hele hele büyük şehirlerin keşmekeşinde iş hayatının, geçim derdinin, dünyevileşmenin bizleri savurmasına, alıp götürmesine ve bizi biz olmaktan çıkarmasına karşı bilinç ışıklarını yakmak durumundayız. Tabii ki bu bilinçlenmeyi en güzel şekilde yapmamıza kaynaklık edecek olan da ayetler ve hadislerdir.

Babaların sorumlulukları içinde evinin ve ailesinin dünyevi ihtiyaçlarını karşılamak da vardır. Ama insanın ihtiyacı sadece bunlarla sınırlı değildir. Hatta iman gibi, ibadet ve ahlak eğitimi gibi ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamak; nesillerinin terbiye ve te’diplerini olması gerektiği şekilde üstlenmek babaların daha çok dikkat etmeleri gereken mesuliyet alanıdır. Çünkü bunlar ebedi olan ahiret hayatımızla ilgilidir. Asıl kazanç ahiretimizi kurtarmak, asıl hüsran da (Allah muhafaza) ahiret hayatında karşılaşılacak olan ebedi hüsrandır.

Akıllı kişi, kazancını iyi hesap edebilmek muhasebesini yaparken sadece dünyevi kazancı değil, uhrevi kurtuluşu da göz önünde bulundurmak durumundadır. Bir de yalnız kendi saadetini düşünmemeli, mesuliyeti altında olan ailesini de ebedi hüsrandan kurtarabilmenin gereklerini yerine getirmelidir.

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

3/3/2007 - Sizce Ben kılıbık olabilirmiyim?

ALLAH TEÂLÂ kullarının dünyada mutlu olmasını ve huzurlu yaşaması istedi.

Bu sebeple onlara kendi cinslerinden eşler yarattı.

Aralarında sevgi ve merhamet var etti,

ve onlara oğullar ve torunlar verdi. (A’râf 7/189; Nahl 16/72; Rum 30/21.)

Allah Teâlâ erkeğe eşiyle iyi geçinmesini emreder. (Nisâ 4/19.)

Peygamber Efendimiz de;

- kadınlara iyi davranmayı, onlarla iyi geçinmeyi ister;

- onların değişmeyecek bazı huylarını değiştirmeye kalkmanın onları kırabileceğini söyler;

- hattâ bunun ayrılmaya yol açabileceğini haber verir.

Peygamber Efendimiz kadınları dövmeyi şiddetle yasaklar.

Kadınları dövenlerin hayırlı kimseler olmadığını ifade eder.

Hz. Âişe, Peygamber aleyhisselâm’ın, hiçbir eşine el kaldırmadığını belirtir.

Dövmek şöyle dursun, Resûl-i Ekrem, insanın kendi eşine kin beslemesini bile doğru bulmaz ve şöyle buyurur:

“İnsan, eşinin bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.”

Resûl-i Ekrem erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları olduğunu dile getirir.

Buna göre erkek:

- eşine kendi yediği ölçüde yedirecek;

- giydiği seviyede giydirecek;

- yüzüne vurmayacak;

- yaptığı işin ve kendisinin çirkin olduğunu söylemeyecek;

- onunla bir süre yatağını ayırmak zorunda kalsa bile, bunu kendi evinde yapacak, böylece eşini başkalarının yanında incitmeyecektir.

Kadın da eşiyle iyi geçinecek; şöyle ki:

Eşi kendisiyle beraber olmak istediğinde ona sebepsiz yere itiraz etmeyecek; ederse, bunun, Allah’ın gücenmesine ve meleklerin kendisine beddua etmesine yol açacak kötü bir davranış olduğunu bilecek;

- kocasının uygun görmediği kimseleri evine almayacak;

- eğer kocasını memnun ederek ölürse, Allah Teâlâ ona Cennetini ikrâm edecektir.

YİNE Peygamber Efendimiz’den öğrendiğimize göre: Allah’ın rızâsını kazanmak için para harcanması gereken yerler vardır. Bunların içinde insana en çok sevap kazandıran, Allah rızâsını gözeterek ailesinin geçimi için para harcamaktır.

En hayırlı ve imanı mükemmel insan aile fertlerine hayırlı olandır.

Yardım etmeye, geçimini üstlendiği kimselerden başlamalıdır.

Geçimini sağlaması gerekenleri ihmâl etmek büyük bir günahtır.

Güzel geçinmek için eşinin ağzına bir lokma koymak bile sevaptır.

(Peygamberimin Sevdiği Müslüman kitabından alınmıştır)

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

3/3/2007 - Paranın hayırlısı

PARANIN HAYIRLISI

Hz. Peygamber’e (asm) sordular:

“Bir paranın hayırlı olup olmadığını nasıl anlarız?"

Allah’ın Resulü şöyle cevap verdi:

“Hayırlı para, insanın kendisine, ailesine ve geçimine harcadığı paradır."

TERSİ VE DÜZÜ

Picasso, Rodin'e yeni tamamladığı bir tablosunu göstererek:

"Bu eserim, hoşunuza gitti mi? Ona henüz imzamı koymadım, bu konuda fikrinizi almak isterim” diye sordu.

Rodin, tabloyu evirip çevirdikten sonra fikrini söyledi:

"Evet, dostum, tablonuza imzanızı koymanızı tavsiye ederim. Böylelikle hiç olmazsa tablonun neresinden asılacağı belli olur."

TEKLİF

İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye Kufe valisi tarafından en yüksek yargı makamı teklif edildi, imam reddetti. Kendisine hayli ricada bulunuldu dostları tarafında bu teklifi reddetmesi halinde can güvenliği bulunmadığı hatırlatıldı. Büyük İmam bu ısrarlara şu cevabı verdi.

“Bu dünyada cezalandırılmak, ahirette cezalandırılmaktan evladır. Bir yöneticinin beni öldürmeye gücü yeter fakat tekliflerini kabul ettirmeye asla.”

HERKES KENDİNE GÖRE

Bernard Shaw’ın da hazır bulunduğu bir toplantıda tiyatrodan söz ediliyor.

Yazar herkesi dinledikten sonra şöyle demiş:

“Tiyatro dediğimiz gerçekten çok garip. Yazar kendine göre bir oyun yazar... Aktörler bunu kendilerini göre yorumlayıp oynarlar… Seyirciler de kendilerine göre ayrı ayrı anlamlar çıkarırlar…”

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

Güzel gören güzel düşünür,güzel düşünen hayatından lezzet alır....

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
MEB

Kategoriler

    Arkadaşlarım

    aysberg
    ikizler
    elki
    esmerbuluta
    adaynur2
    hayatadahil
    kursunasitem